10 KASIM 1952
Sabahlar, her zaman güzel değildir, Her zaman ayrılık akşamla gelmez. Al atlar sırtında hoyrattır fecir, Hoyrattır, ne kalbler kırmıştır, bilmez. Sabahlar her zaman güzel değildir.
Vakti, bir yerinden bölünce şafak İri ve rüyalı gözlerle müphem; Nur olmuş içimde sanırım ak pak Ayrı bir mânada korktuğum adem, Eski düşüncemde, rahat ve uzak.
Fethe çıkmış gibi duyarım birden Eşsiz gururunu bir cihangirin. Ufuklar üstünde yüzen tekbirden Vatanca büyümüş asil ve derin Bir matem tütmekte şimdi fecirden
Nefti yalnızlığı başlar zamanın Mağfiret ürperir, dağılır, uçar. Ölüm korkusuyle dolu bir anın Müphem uzletinde ebedî ruhlar; Nefti yalnızlığı başlar zamanın.
Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur, Bir garip hali var Dolmabahçe'nin; Hala içimizde yüzen gecenin Aydınlık bilmeyen devamı durur, Rüzgar esmez olmuş, sular durgundur.
Ruh için, ölümsüz, derler cihanda, Her mevsim onunla güzel her seher Bütün esatiri parçalasan da Atatürk önünde mağlupsun kader! Ruh için, ölümsüz derler cihanda.
Vehbi KIZILGÜL
"1919-1933"TEN BİR PARÇA O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun'a, Yürüdü etrafında ümitler suna suna. Bu, ateşler içinde geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türk'ün derdi, Bu milyonla dert ona veriyordu başka hız, Yürüdü arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız.
O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı güneşi emmiş bir demet altın başak. O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında, Ondört milyonun nabzı çarpıyordu nabzında. O kimdir? Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa, Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa.
O kimdir? Gözlerinde bir tılsım gizleniyor, Bastığı topraklarda bahar filizleniyor. Alev saçlı bir volkan bazı bir dağ başında, Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer oktu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir O kimdir? Milyonla Türk birleşip bir tek olmuş, Yıkılan memlekete kolları destek olmuş.
Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu, Bir yandan da yürüdü Halife'nin ordusu. Birisi gökyüzünden bombalar atıyordu, Biri elinde salip, biri elinde Mushaf, İçli dışlı düşmanlar geliyorlardı saf saf. Bunların karşısında göğsü açık bir azim, Süngüye, topa karşı diyordu: Zafer bizim!
Bunların karşısında ikişimşekli nazar Diyordu: Bu topraklar size olacak mezar! Vatan sürüklenirken bir uçurum ucuna, Dağılan kuvvetleri topladı avucuna. Topladı avucuna yıldırımı, şimşeği, Yoktan var ediyordu Tanrı gibi her şeyi. Kurşunlar gülle oldu, sopalar süngü oldu, Sınırlar baştan başa bir çelik örgü oldu. Şimşek yüklü bulutlar ufku kaplarsa nasıl Bir süngü ormanıyle dağlar doldu muttasıl. Bir kale heybeti var vatanın her taşında, Her işin başında O, her iş O'nun başında
Faruk Nazif ÇAMLIBEL
AĞIT "Tanrı'yı düşündü de kendisi gibi yüce Türk, göğe Tanrı dedi seni görmeden önce Yeryüzünde bu adı yalnız dağlara verdi."
Göçen bir ordu değil, bir milletin başbuğu, Bu millet Türk milleti, gökten alındı tuğu! Suçunu gizlemesin kızıl günahkâr doğu.
Işıklar yanmaz ola; gün, ay yasa bata Türk, Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!.
Ne tat kaldı acunun baharında, güzünde; Ne heybet var gökünde, ne ışık gündüzünde, En büyük gücü sendin Tanrı'nın yer yüzünde,
Dağlar, taşlar ağlaya; gün, ay yasa mata Türk Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!.
Destanını haykırdım bu yurda âşık diye, Dünya Türk'e, Türk ona acısın yazık diye, Tanrı kıskandı seni, kendinden ışık diye.
Gözler yoluna dala; gün ay yasa bata Türk, Ey tanrı milletinin en büyüğü Atatürk!.
Ne doğudan sel gibi kopan Atillâ, Cengiz, Sana eş olamadı ne yel, ne dağ, ne deniz, Bunak din büyükleri!. Nerede mahşeriniz?
Yedi kat gök yıkıla, gün, ay yasa bata Türk, Ölüm olam kavuşam sana nola Atatürk!.
Şükrü KURGAN
AĞIT Yok gayri bizlere uyku dünek vay Kime bel bağlayak kime dönek vay Vay amansız ecel alçak felek vay
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağyasın gayrı
Ağla gözüm ağla yaşlar dil olsun Kurumuş dereler baştan sel olsun Çiçek kara açsın çayır kül olsun
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
En büyük en güzel en yiğit kayıp Dereler denizler çağlar ağlayıp Rabbim de gözyaşı dökmezse ayıp
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Her gittiği yerde o şan verirdi Aslan bakışını görse erirdi Kaşları yeleden nişan verirdi
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Bakışları şimşek gibi çakardı Yarını görürdü düne bakardı Kürsüye çıktı mı, arşa çıkardı
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Her belâyı önler arda atardı Dermandı her dalda hemen yeterdi Babamızdı elimizden tutardı
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Kaybını yıldızlar bile bileler Kırıla kanatlar sola yeleler Kurt kuş duyup cenazene geleler
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Millet Atan gitti başın sağ olsun Ölümü devr açsın yeni çağ olsun Dağlar birer birer yanar dağ olsun
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Gitti her ocağın söndü alevi Yeryüzü dediğin bir ölü evi Cihan türbe olsa almaz o devi
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Dönmüş denizler gözyaşı taşına Dünya ortak çıkmış Türk'ün yasına Her evden bir ölü çıkmışcasına
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Gökler ağıtlardan titriyor kat kat Düştü üstümüze gerilen kanat Onsuz dünya yarım, insanlık sakat
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
O hep dolu tuttu boş atmadıydı Söz verince yaptı aldatmadıydı On beş yıl tek burun kanatmadıydı
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Bizdendi sevinci bizdendi derdi Biz uyurduk o bizleri beklerdi Uyudu nöbeti bizlere verdi
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Kuru yapraklara benzedik bu güz Her göz kan içinde sapsarı her yüz Milyonlarız bir babadan öksüzüz
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Gök düşsün toprağa toza belensin Mezarına gece yıldız elensin Şehitler doğrulsun nöbet dolansın
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Dünya hem kahr olur hem onu gömer Yıldızlar kandildir semalar kemer Sus boğulayazdın sus Aşık Ömer
Türklük yüreğini dağlasın gayrı Cihan da bizimle ağlasın gayrı
Behçet Kemal ÇAĞLAR
AĞIT
Ağlayalım Atatürk'e Bütün dünya kan ağladı. Süleyman olmuştu mülke Geldi ecel, can ağladı.
Doğu, batı, cenup, şimal! Aman Tanrı bu nasıl hal? Atatürk'e erdi zeval, Memur, meb'usan ağladı.
Atatürk'ün eserleri, Söylenecek bundan geri, Bütün dünyanın her yeri, Ah çekti, vatan ağladı.
Fabrikalar icat etti, Atalığın isbat etti. Varlığın Türke terk etti Döndü çarh, devran ağladı.
Bu ne kuvvet, bu ne kudret, Varıdı bunda bir hikmet Bütün Türkler, inön'İsmet, Gözlerinden kan ağladı.
Tiren hattı, tayyareler... Türkler giydi hep karalar, Semerkant'la Buhara'lar İşitti her an ağladı.
Siz sağ olun Türk gençleri, Çalışanlar kalmaz geri, Meraşalin askerleri, Ordular, teğmen ağladı.
Zannetme ağlayan gülmez, Aslan yatağı boş kalmaz. Yalnız gidenler gelmez Her gelen insan ağladı.
Uzatma Veysel bu sözü Dayanmaz herkesin gözü Koruyalım yurdumuzu, Dost değil düşman ağladı.
Aşık VEYSEL
AĞIT - DESTAN
Bir ağıt söyleyeyim, dağlar dilinden Dumlu'dan Ağrı'ya ün gitsin gelsin!... Destanlar duyulsun tarih yolundan, O günden dünlere şan gitsin gelsin...
Çekin küheylanın atlasın binsin, Al yelelerinde yankılar dönsün. Afyon'dan İzmir'e ordular insin. Süngü uçlarından can gitsin gelsin...
Neymiş yarım?! Sancak çekilsin uca, Şılasın göklerde yüceden yüce Sormak lüzum değil, halimiz nice? Yanan yüreklerden kan gitsin gelsin...
Sen ey yayda bir ok gibi kurulu! Bir ok değdi, düştün yere yaralı! Dört yanında ak mermerler örülü, Sars devir bunları, sin gitsin gelsin...
Gökyay'ım neylesin ıssız çağlarda! Bir ağlar bir güler, durmaz kararda, Bir başka dağ gibi sen dur dağlarda, Akşamdan sabaha gün gitsin gelsin...
Orhan Şaik GÖKYAY
ASIRLARCA -Dünyanın en büyük ölmezine-
Ufkunda doğacağım, ufkunda batacağım; Asırlarca yazsam hep seni anlatacağım. Ben de giyersem eğer bir gün deha tacını "İstersen çiğne" diye önüne atacağım...
Söndüğünü görsem de bin "meşale emel"in Ebediyet yolumuz, öyle elimde elin... Ak düşen saçlarınla nur kattığın heykelin Hamuruna harç diye kanımı katacağım.
Yansam da masalların "Aşık Kerem"i gibi, Bu aşk ölmez öyle her gönül veremi gibi! Şöhretin okyanuslar aşarken gemi gibi; Ben dalga gibi ayak ucunda yatacağım
Asırlarca yazsam hep seni anlatacağım!
Behçet Kemal ÇAĞLAR
ATAM Bir yüz tanıdım ruhuma nakşoldu zamanla, Bir yüz ki bütün hatları şimşekle doluydu, Ben yalnız onun resmine daldım heyecanlı, Benden çocuğum yalnız onun şi'rini duydu. Bir hüzne bürünmüştü cenazeyle düğünler, Bir damla yaş olmuştu denizler gözümüzde. Hasretle bakarken gecenin rengine günler, Seyretti yanan gözleriniz fecri o yüzde.
Tarih onun emriyle kımıldandı yerinden, Birkaç yıla toplandı hemen birçok asırlar. İsa eli geçmiş sanılır yurt üzerinden, Gül bahçesi olmuş dün ayak bastığı yerler.
Ondan geliyor, her günümüz başka baharsa, Ondandır, ufuklarda ne ürperme, ne gam var... Kalbim nefesim dursa, düşüncem sona varsa, Dünyayı unutsam da unutmam bir Atam var.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
ATAMA AĞIT
I. Sırma sarısını yay saçlarına, Gözüne rengini koy denizlerin; Düşün dudakların en incesini, Yüzüne tuncunu ver benizlerin.
Onda yürüyüşün en yiğitçesi, Onda bükülmezi vardı dizlerin Gezerdi ülkede bir hızır gibi Em olup derdine çaresizlerin. II.
Durgun bir denizi andırır dışı İçi hiç sönmeyen bir yanardağı. Sesinde ıslığı eser kuvvetin, Sözünde şahlanır Hakkın bayrağı
Gökle Güneş gibi buluştu onda Sezinin sağlamı, duyunun sağı Yıkarak kökünden osmanlılığı O gömdü tarihe bir ortaçağı.
III.
Dağlar dümdüz olur işaretiyle, Ürperir ovalar avazesine; Devrilir hıncına çarpar ordular Kaleler dayanmaz yelpazesine.
Fikrin, güzelliğin, aşkın, her şeyin Bağlıydı daima en tazesine Yaşadı başı dik, dünyaya karşı Getirdi dünyayı cenazesine!
IV.
Onsuz kaldığın bilse tabiat Bağlar üzüm vermez, bahçeler kurur; Okşar saçlarını ezelin eli, Yüzüne ebedin ışığı vurur.
Övünür insanlık eserleriyle, Yurt onun sevgisi üstünde durur. Adıdır kurduğu devlete temel, Ünü kurtardığı millete gurur!
V.
Fâni varlığını kaybetti ama, Simgesi yurdumun burçlarındadır Engin ufuklara uzanmış kolu, Hızı altıokun uçlarındadır!
Kadının, erkeğin hafızasında Gencin, ihtiyarın duşlarındadır Yayla yellerinde eser gölgesi, Sesi bahçemizin kuşlarındadır.
VI.
Ben mi yazacaktım göçüm gününü Dökerek ardından böyle gözyaşı? Ben ki ona büyük gezilerinde Oldumdu bir küçük yol arkadaşı
En son durağına varmadan ömrün Kapadı yolunu bir mezar taşı... Büyük kurucusu cumhuriyetin Hürriyet aşıkı milletin başı!
Kemalettin KAMU
ATATÜRK Üstümüze gece gündüz kol geren, Bize güzel iyi günler gösteren, Türk iline yeni baştan can veren Kimdir diye sorarlarsa: Atatürk.
Yurdumuzu aydınlatan sabahlar, Düşmanlara korku veren silâhlar, Tersaneler, fabrikalar, tezgâhlar Göze çarpan her ne varsa: Atatürk.
Tanrı gibi görünüyor her yerde Topraklarda, denizlerde, göklerde: Gönül tapar kendisinden geçer de Hangi yana göz dalarsa: Atatürk.
Babasından önce onun adını Öğretiyor oğluna Türk kadını, Ondan aldık yaşamanın tadını, Bahtiyarız, bahtiyarsa Atatürk.
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
ATATÜRK Türk'ü ölümden Odur kurtaran Odur yeniden Türklüğü kuran.
Yaptığı ordu Düşmanı kovdu. Ulusu, yurdu Odur yaratan.
Türk'ün dileği Onun ereği. Yüce yüreği Türklüğe vatan.
Bu memleketi, Cumhuriyeti Canıyle etti Bize armağan.
Atamızsın sen, Adımız senden. Yürür izinden Sana inanan.
Ülküm yürüsün, Türklük büyüsün Sen Atatürk'sün Ey yüce Başkan!
Hasan Ali YÜCEL
ATATÜRK
Ey sanki alev saçlı zafer küheylaniyle Kurtardığın vatanda en yüce şehsüvarsın, Bir şimşek çağlayanı haliyle Türk kanıyle Aldığı şâna lâyık bir tarihde bir Sen varsın.
Erişmez vasfına hiçbir rebabın sesi Sen yükseksin ilhamın yıldızlı göklerinden, Dehâdan kanatlanan kılıcının şulesi Ebediyette olmuş bir murassa kasiden,
Kızıl gökte parlayan Ay-yıldız'ın nurusun. Sen en büyük milletin, Türklüğün gururusun Bu yurdun timsalisin bugün bütün cihanda Gözler, gönüller senin, senin şeref de şan da!
Enis Behiç KORYÜREK
ATATÜRK
Atatürküm eğilmiş vatan haritasına Görmedim tunç yüzünde böylesine geceler Atatürk neylesin memleketin yarasına Uçup gitmiş elinden eski makbul çareler
Nerde istiklâl harbinin o mutlu günleri Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi Hiç sanmam öyle ağarsın bir daha tan yeri Atatürküm ben ölecek adam değildim der.
Git hemşehrim git kardeşim toprağına yüz sür Odur karşı kıyadan cümlemizi düşünür Resimlerinde bile melül mahzun düşünür Atatürküm kabrinde rahat uyumak ister.
Cahit Sıtkı TARANCI
ATATÜRK
Atatürk dedim iptida Önümü ilikledim.
Nasıl söylerim öldüğünü Atatürk'üm karşımda, Yatmış uyumuş karlar üstüne Kalpağı başında.
Nasıl söylerim öldüğünü Çenesine uzanmış eli Atatürk'üm çıkar Kocatepe'ye Dalgın, düşünceli.
Nasıl söylerim öldüğünü Elinde beyaz tebeşir Geçmiş tahta başına Atatürk'üm ders verir.
Nasıl söylerim öldüğünü Başında yeni şapkası Yola çıkmış yürümüş Kalabalık arkasında
Nasıl söylerim öldüğünü nasıl Bir ışık vurmuş yüzüne Atatürk'üm bakıyor besbelli Çekidüzen verelim üstümüze.
İlhan DEMİRASLAN
ATATÜRK İÇİN
Tuttun elimizden çıktık sefere, Kurtardık vatanı, milleti Atam. Serdik kör denilen talihi yere, Zaferdir savaşın nimeti Atam.
Dağlar altımızda at oldu bizim. Sen dedin:-Uyan Türk! Açıldı gözüm. Sakarya suyundan yununca yüzüm, Bilindi Türklüğün kıymeti Atam.
Duyarım, dalgalar sahili döğer, Sen sade bir "Paşa" olaydın eğer Yine kalbimizde alacaktın yer, Sensin bu vatanın ziyneti Atam.
Bir eşin varmıydı civanmertlikte? İyi ettik sana "Ata" dedik te; Sevgin göğsümüzde, eller tetikte, Sendin bize Tanrı himmeti Atam
Her Türk olan "Atam" der de tutuşur, İşitir emrini derdi yatışır; Kâfi bu teselli ona yetişir; Sana lâyık olmak niyeti Atam.
Osman ATİLLA
ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA Ne bulutlar gitti, ne padişahlardan bir haber geldi. Kemal Paşa derler bir yiğit vardı. Bu sefer de millet türkülerle Kemal Paşaya haber saldı.
V
Kemal Paşa, yenilmez yiğit, şanlı komutan! Savaş girer gibi yetiş bize! Yetiş bize, çöllerde bile olsan! İnanç doldur, güç doldur içimize!
Bin kere yurdumuzu kurtaran! Bir görseydin ağlardın hâlimize!
Kuşun kanadında türküler Kemal Paşanın gönlüne vardı, Cevabından önce kendi geldi.
VI
Bir gemi yanaştı Samsuna sabaha karşı Selâm durdu kayığı, çaparı, takası, Selâm durdu tayfası
Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman Duman değildi bu! Memleketin uçup giden kaygılarıydı.
Samsun limanına bu gemiden atılan Demir değil! Sarılan anayurda Kemal Paşanın kollarıydı.
Selâm vererek Anadolu çocuklarına Çıkarken yüce komutan Karadenizin hâlini görmeliydi.
Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar Kalktı takalar, İzin verseydi Kemal Paşa Ardından gürleyip giderlerdi. Erzuruma kadar.
Bu ne inançtı ki, Kemal Paşa Atının teri kurumadan Sürüp geldin yeni yeni savaşların peşinde
VII
Bir selâm gibi gitti Erzuruma, Bin selâm gibi geldi Sivasa Erzurumdan. Dağlar alçaldı yol vermeğe, Temizlendi ılkımından karından.
Analar bacılar yola döküldü, Cephane taşıdı arkasından. Irmaklar suyundan faydalattı, Ağaçlar daldasından.
Yer gök inledi bir yol daha Kurtuluş savaşından. ............................................. Düşman koymuş meydanları kaçıyordu.
XI
Kattı Kemal Paşanın ordusu düşmanı uğruna Pişman eti anasından doğduğuna. Çevirdi Sakarya, çevirdi süvariler, Veryansın etti topçu, Veryansın etti piyadeler.
Kattı Kemal Paşanın ordusu sürdü gitti, Yetiştikçe vurdu düşmana. Hayın düşman sarhoş gibi sallana sallana On beş günde İzmiri dar buldu, Ölen kurtuldu, sağ kalan teslim oldu.
Kaçtı gemiler. Alnı sargılı, kolu sargılı, boynu sargılı, Ahmetler, Bekirler, Aliler, Mahmutlar, Kâzımlar, İsmailler Peşlerinden yettiler, Diz çöküp Kordonboyuna Ta yürekten çekip tetiği Gemilere yaylım ateş ettiler.
Bu ne inançtı ki, Gazi Paşa! Atının teri kurumadan Sürüp gittin yeni yeni savaşların peşinde.
XII
Sana borçluyuz ta derinden! Çünkü yurdumuzu sen kurtardın, Hasta, yorgun düşmüştük, Yaralarımızı iyice sardın.
Yiğittin, inanç doluydun yapıcıydın, Sanatkârdın, denizler kadar engin; Kimsenin görmediğini görürdü Sevgiyle bakan gözlerin.
Dedin ki: Bu millet, bu büyük millet Yüzyıllar boyunca geri kalmış; Bu yurt, bu güzel yurt, bizim yurdumuz Her yanından yaralar almış.
Dedin ki: Bir güzel savaşmalı Kurmak için yeniden; Bilgiyle, inançla, çoşkunlukla "Öğün, çalış, güven!"
Sana borçluyuz ta derinden! Işığısın bu yurdun. Dilimizi, ulusallığımızı öğrettin bize, Çünkü cumhuriyetimizi sen kurdun.
Hürriyeti sen yaydın içimize, Halkçıyız dedin halk içinden, İnançta hür yetiştirdin bizi, Borçluyuz sana ta derinden! Devrimlerle yüceltti, çok yüceltti, Bu milleti temiz ellerin. Sana borçluyuz ta derinden En büyüğü Mustafa Kemallerin!
Cahit KÜLEBİ
ATATÜRK ORATORYOSU
İHTİYARLAR KOROSU
Yol kapalı, yol uzun, tanyeri karanlık, Yürür Atatürk elinde ışık...
Geceler mi çöktü? Karalar mı bastı? Çatılar mı göçtü? Damlar mı yıkık? Yetişir Atatürk imdâda o zaman, Atatürk başta o zaman İşte Atatürk o zaman büyük.
ANALAR KOROSU
Hey çelik göğüslü, kaya omuzlu! Düşman binlerle, engel yüzbin! Doruklar yüce tepeler şahin, Gene de onun buyruğu: İleri! Yüreği, soluğu ileri... Ordular, atılın ileri! Kartallar sınırdan sınıra uçun!... Yiğitler, koşun ileri!
HALK KOROSU
Nasıl atıldındı düşmana acınla, Ellerin kanda, kırılmış kaburgan. Nasıl döğüştündü yenilmez gücünle, İnmeden bir soluk atından. Büyüktü savaşın, büyüktü ulusun da, Bastığın toprak kahraman.
ANALAR KOROSU
Sana bağlandı gönüller o gün, Baş kodu yoluna başı olan Sana eklendi sevgiler, saygılar, Yüceydin daha da yüceldin o zaman... Atatürk bir destan oldu koskoca.
İHTİYARLAR KOROSU
Açıklar, açlar, yenikler, yitikler, Bir uçtan bir uca çırpınan bir vatan. İnişler, yokuşlar, göçüşler, çöküşler, Kağnı kağnı ateş, oluk oluk kan. Nineler dizlerini uzattı başına, Analar saçlarını örttü üstüne, Yorgun kanatları, omuzları kan... Saf saftı ölüler meydanlarda, Vurulmuş devlerdi açıkta yatan.
GENÇLER KOROSU
Göz seni görmeyince kör oldu o gün, Bir seni bulmayan umutsuzdu. Adını anmayan mutsuzdu, İzinde yürüyen yol aldı o gün.
ANALAR KOROSU
Ömrün koskoca bir acıydı, Atatürk, Kimse çekmedi sencileyin. Baş baştı yüreğin göz gözdü.
GENÇLER KOROSU
Karaydı geceler doğularca, Bir sen güneşce gürledin. İnanın dedin ulusa inanınca, Güvenin dedin.
HALK KOROSU
Elele çıktık yola seninle, Sen eyittin biz eyittik seninle, Ateşe, ölüme gittik seninle İşte önümüz sonumuz seninle, Ya varız ya yoğuz seninle...
GENÇLER KOROSU
Sen gel bize gene, Atatürk! Yürü bizimle ölüme dirime, Hep sen ol bizimle, Kal bizimle, Yürü bizimle, Ara, bul bizimle, Hep sen ol bizimle Atatürk
Selâhattin BATU
ATATÜRK'TEN SON MEKTUP Siz beni hâlâ anlayamadınız, Ve anlayamayacaksınız çağlarca da, Hep tutturmuş "yıl 1919, Mayısın 19'u" diyorsunuz, Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övünüyorsunuz.
Mustafa Kemal'i anlamak bu değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık, Bırakın rahat etsin anılarda şehitler, Siz bana neler yaptınız ondan haber verin, Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin,
Mustafa Kemal'i anlamak yerinde saymak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Bana muştular getirin bir daha, Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan; Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı, Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı,
Mustafa Kemal'i anlamak avunmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Hâlâ o acıklı ağıtlar dudaklarınızda, Hâlâ oturmuş 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz, Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın, Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların.
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız, Laboratuvarlarda sabahlayın, kahvelerde değil, Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar, Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.
Mustafa Kemal'i anlamak ağlamak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü Görüyorum ki hâlâ aynı yerdesiniz hiç ilerlememiş; Birbirinize düşmüşsünüz halka eğilmek dururken, Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen,
Mustafa Kemal'i anlamak işitmek değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla, Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla, Bu vatan, bu canım vatan sizden çalışmak ister, Paydos öğünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter,
Mustafa Kemal'i anlamak aldatmak değil, Mustafa Kemal ülküsü sadece söz değil.
Halim Yağcıoğlu
ATATÜRK'Ü DİNLERKEN Yay yine gerilmede, fırlayacak yine ok; Yine vatanımızın yeryüzünde eşi yok; Bozkurt, Ergenekon'u yeni delmiş gibidir: Her biri ihtiraını seyre gelmiş gibidir. Kalpler ellerde çarpar gibi alkış kopuyor; Her ruh bir tutam ışık ve her göz bir damla kor: En büyük, en sevgili, en genç, en mert geliyor; Dünya imtihanını veren tek fert geliyor; Kürsüye her çıkışta, Türk daha yükselecek... Dinle: Her cümlesinde doğuyor bir "gelecek"; Aslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta... Kıvılcımlar doğuyor bastığımız her taşta, Önümüzde mesafe ve zaman çökmekte diz; Bir İnönü azmiyle ardındayız hepimiz... Yerine getirmeye yeni dileklerini, Koymuş on yedi milyon, yola yüreklerini, "Marş! Marş!" Öz yurdu fethe!" Şimdi manen, yeniden: Deliyor dağı taşı öncümüz gibi tren, Fabrikalar kalemiz, kanallar siperimiz Ve bu fetih olacak bizim şaheserimiz...
Behçet Kemal ÇAĞLAR
ATATÜRK'ÜN CENAZESİNİ ANKARA'DA KARŞILARKEN Gene on beş sene evvel gibi Gazi geliyor, Gene on beş sene evvelki kadar yükseliyor.
Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı; Yıldırımlar gene bir eski silâh arkadaşı.
Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ; Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ.
Gene bir memleketin satveti bir tek emeli. Koca bir yurdu tutarken gene sapsağlam eli.
Çürüyen göğsü için takızaferler gene dar; Gene sağdır, gene sağlamdır O, hem dünkü kadar.
Ona hicranla... hayır, sade taabbütle eğil; Ölüdür; doğru, fakat öldüğü hiç belli değil.
Mithat Cemal KUNTAY
BİZSİZ GİDİYOR Fecre benzettiği bayrakla kefenlenmiş Ata, Çıktı bir kor gibi mermer kapısından sarayın. Gönlümüz, bayrağı öğrendiği günden beri ta Duymamıştır bu kadar hüznünü yıldızla ayın!
Gidiyor, gizleyerek sır gibi bizden sesini, Çıkıyor, ilk olarak bir yola Başbuğ bizsiz. Biz, ki dünyada, bırakmazdık onun gölgesini, Bu ne hicranlı seferdir ki beraber değiliz.
Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil, Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun. Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil, Göreceksin, duruyor kalbimiz üstünde putun!
Sen ki Gayya'ya düşen on yedi milyon Türk'ün Dehşetinden sararırken yüzü yaprak yaprak, Onu bir hızla çevirmiştin ölümden daha dün: Tunç elin, yalçın iradenle kolundan tutarak.
Ve bugün on yedi milyon geliyor bir yere de, Ebedî yolculuğundan seni döndürmek için -Onu yoktan var eden sendeki derman nerede? Gücü ancak yetiyor kabrine yüz sürmek için
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
BU KADAR YAZABİLDİM Bir cihan yıkıldı, bir güneş söndü; Tanrılar ağlasın, kullar ağlasın. Dünya yıldızsız bir geceye döndü; Yakınlar ağlasın, eller ağlasın.
Cihana öyle bir fert gelmemişti; O geldi cihanın seyri değişti, O gitti, Allah'ım, o ne gidişti, Adıyla can bulan diller ağlasın.
Onsuz bu cihanı, göremez gözler; Boşuna gelmesin baharlar, güzler; Onun benzerini getiremezler: Asırlar devirler, yıllar ağlasın.
Mateme çevrilsin bütün duygular; Ağlamak haline dönsün arzular; Gözyaşı halinde çağlasın sular; Onsuz yeşermeyen dallar ağlasın.
Sanki her taraf boş, her taraf ıssız; Sanki bütün varlık kaldı yapyalnız; Tabiat yaşar mı böyle ışıksız; Onsuz kızarmayan güller ağlasın.
Varlık dolmuş onun gür sevgisiyle, Sanki can vermişti eşyaya bile. En büyük acıyla gelerek dile Ona hasret kalan yollar ağlasın.
Neşeden kalmamış bir yerde eser, Tabiat sanki bu matemle inler; Birer mavi göze çevrilip yer yer Denizler ağlasın, göller ağlasın.
Ay ışıksız kalsın yıldızlar sönsün; Rüzgâr hıçkırarak dursun, dövünsün Çağlayanlar sussun, yasla düşünsün, Irmaklar ağlasın, seller ağlasın.
Başını taşlara vursun Sakarya; Gediz, Kızılırmak yansın Ata'ya; Bu acıyla yalnız bu sular mı ya Volga'lar, Tuna'lar Nil'ler ağlasın
Gökler güneşiyle, dağlar karıyle; Denizler köpürdü dalgarıyle Yurdumun yemyeşil ovalarıyle Birlikte, stepler, çöller ağlasın.
Şimdi yaşlı gözler bir pınar gibi, Yaslı gönüllere dünya dar gibi Güneşi kapayan bulutlar gibi Resmini örten o tüller ağlasın.
Sade sema değil, dağ, deniz değil Karalar bağlayan ülkemiz değil Bu en büyük kayba sade biz değil. Bütün âlem, bütün iller ağlasın.
Sami N. ÖZERDİM
BÜYÜK ARZU Ağustos gecesinde mavi ışıklar iniyor tepelerden, Lâcivert bir yelpaze gibi açılmış gökyüzü. Gazi, çadırdan çıktı, arkasında paşalar, Meşin kırbacı dizlerine vuruyor. Şöyle bir yukarı kaldırdı başını: Bayrağa gönül vermiş gibi yıldızlar... Sonra heyecanla İsmet Paşa'ya soruyor: - Erat hazır mı İsmet ? - Her şey tekmil, Paşam! O bir ayna gibi bilirdi içimizi, Gözlerinde yarınki şafaklardan izler. Karanlıkta baktı, parıldıyor süngüler... - Merhaba asker! dedi, Saflar önünden geçti; Mehmetler "Yaşa, yaşa!" diyordu. O altın saçlarını vermiş geceye Şimdi her şeyi unutmuş, Yalnız büyük bir aşkla Afyon sırtlarına doğru Haşmetle kartallar gibi süzülmek istiyordu. Bir alev çağlayanı halinde Akdeniz'e dökülmek istiyordu.
Arif Hikmet PAR
BÜYÜK MİSAFİR Bir sevinç incilemiş gözleri yaşlar yerine, İzi üstünde gül açmış kapanan her yaranın. Bir bahar yağmuru halinde derinden derine Çağlıyor her yanı alkışla yeşil Marmara'nın.
Bu misafirdir, inan memleketin neyse varı, Böyle bir yüz mü görür bir daha fâni ömrün? Gelin ay Bahr-i Muhit'in köpüren dalgaları, Kırk asırlık yolu bir hızda alan Türk'ü görün
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
ÇANKAYA Ey neftî gölgesinden uzanıp birkaç dalın Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya! Nasıl kanatlarını sakladın o kartalın, Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya?
O ki sarsıntısından taçlar düşerdi taçlar, Nasıl saydın korkmadan göğsünün çarpışını? Nasıl ateş almadı onu görmüş ağaçlar, İçinde yanan güneş yakmadı mı dışını?
Arzı oynatmak için yeterken her adımı Yanardağlar bulurken kül olmuş her yığın dağ, O seni yıkmadı mı, o seni yıkmadı mı? O eşsiz kahraman ki dünya ağırlığında:
On milyon bel iki kat olmuşken eğilmeden Onda on beş milyonun boynu birden uzaldı, Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden Taptığımız ne varsa hepsi ondan şeklaldı.
Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya, Gölgesi baş döndüren bu sırrı anlat bize: Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya, Seni böyle ebedî kılan hangi mucize?
Faruk Nafiz ÇAMLIBEL
DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ
"Dağ başını duman almış Gümüş dere durmaz akar..." Türkeli'ne kâfir dolmuş Dadaş ağlar, uşak ağlar, er ağlar! Efkâr efkâr üstüne basmış da Mustafa'yı, Küsüvermiş ne varsa düşmanına, dostuna Sürüvermiş takayı bir kâbus diyarından... Ayrılık bir şey değil çekilir dostum, amma Vatan mahzun bir yandan...
Samsun'un kıyıları dalgalarla hareli, Çayır, çimen başağı, yeşilinden yaralı Düşmanın allar giyer, Anadolu'm karalı! Gel gidelim Mustafa'm Erzurum illerine; Toz olalım Mustafa'm bu vatan yollarına!
"Güneş ufukta şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar..." Yürüyelim uşaklar, yürüyelim dadaşlar; Bugün 19 Mayıs Bir tarih burada biter, bir tarih burda başlar!
Niye deniz dalgalı? Niye dağlar gölgeli? Niçin öksüz çiçekler? Deniz mahzun, dağlar mahzun, gök mahzun; Düşman gelmiş, vaktimiz yok, yol uzun... Gel koşalım Mustafa'm Sivas sokaklarına; Karışalım Mustafa'm vatan topraklarına!...
"Ankara, Ankara! Güzel Ankara! Seni görmek ister her bahtı kara!" Fakat öyle müthiş ki içimizdeki yara; Sarmadıkça yurdumu al renkli bayraklara Yatmam bu topraklara, yatmam bu topraklara...
Telefon direkleri Hayırlı haber taşır; Aydın'daki efeler Silâhlarla oynaşır... Ve İstanbul gökleri Gözü nemli dolaşır...
Dur bakalım Mustafa'm şu dünyanın haline Düşmeyelim Mustafa'm cümle âlem diline...
"Şu İzmir'den aman efem, ayva gelir, nar gelir..." Dökmezsen iki günde şu Yunanı denize, Ar gelir be Mustafa'm, ölüm sana ar gelir... Bizim gibi göklerde ay-yıldız indirene, Ellerin emelini bir anda söndürene Kılıcın kabzasında hıncını dindirene, Zor gelir be Mustafa'm, esaret çok zor gelir...
Bu dipçik, bu da namlu; Bu Sakarya, bu Dumlu... Gel uçalım Mustafa'm hedefimiz Akdeniz; Asil doğduk Mustafa'm biz hürriyet isteriz!..
"İzmir'in dağlarından çiçekler açar..." Bugün 19 Mayıs: Bir tarih burda biter, bir tarih burda başlar!
Bahar sabahında biz: Dağlardaki çiçekler, Uçuşan kelebekler; İhtiyarlar ve dinçler, Bel bağladığın gençler Yoluna andiçeriz!
"Sesimizi yer, gök, su dinlesin, İnlesin be Mustafa'm arş-ı âlâ inlesin!..."
Muzaffer ENDER
NİÇİN?
Bu halkın başında bir kahraman var, Şan onundur ama millete yarar. Haklıdır bu şandan korksa düşmanlar Dostlardan da varmış tiksinen, niçin?
Arttıkça bu dâhi Türk'ün şöhreti Dağılan milletin arttı vahdeti Sulhta da faydalı böyle kuvveti Yıpratmak daha harp bitmeden niçin?
Toplandı Lozan'da dostlar, düşmanlar Lloyd George saçıyor yine bühtanlar Lâzımken müttehit olmak bu anlar Ayrılanlar varmış sürüden niçin?
Millet fedâidir kahramanına Kim taş atabilir onun şanına? Dil uzatma sakın Türk aslanına! Anlatayım sana bilmezsen niçin...
O millî dehanın tam Kemâl'idir Türk'ün hem celâli, Hem cemâlidir Mefküre görünmez, o timsâlidir Mefküreye çattın, söyle sen niçin?
Uyanık bulunun ey Türk gençleri! İrtica sevemez bu hür rehberi Susturun mantıkla, kin güdenleri Borcumuz savaşmak ebeden, niçin?...
Ziya GÖKALP
|